EMİRDER KOCAELİ KARTEPE İNSAN HAKLARI DAYANIŞMA DERNEĞİ
EMİRDER KOCAELİ KARTEPE İNSAN HAKLARI DAYANIŞMA DERNEĞİ
İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI

Hizbuşşeytan vahşi amerika ve yandaşları

HİZBUŞŞEYTAN VAHŞİ AMERİKA VE YANDAŞLARI
 
 
 
Ankara Ticaret Odası, Avrupa Birliği ülkeleri ile Rusya ve ABD'nin "soykırım ve katliam sicilini" çıkardı. İşte ATO'nun derlediği rakamlara göre ( EMPERYALİST SÖMÜRGECİ )ülkelerin işlediği insanlık suçları ve cinayetleri:

Avrupa Ülkelerinin ve Amerika'nın Katliam Sicilleri

ATO tarafından yayınlanan raporda, 25 AB ülkesinden 9’unun "soykırım ve katliam sicilinin" bozuk olduğu ifade edildi. Raporda, AB üyesi ülkelerden Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin katliam ve soykırım sabıkasının kabarık olduğu belirtildi. İşte ATO'nun raporuna göre Batı'nın ülke ülke soykırım karnesi:


KIBRIS RUM KESİMİ:
"Katliamların başladığı 1912 yılından, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yapıldığı 1974 yılına kadar 1000’i aşkın Türk, Rumlar tarafından öldürüldü."


YUNANİSTAN:
"1829’da Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla Mora’daki Türkler göçe zorlandı, 20 bin Türk katledildi. 1923 yılında Lozan’da imzalanan Türk ve Yunan azınlıkların karşılıklı mübadelesine ilişkin anlaşmanın ardından Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türkler üzerinde sistemli olarak 'etnik ve kültürel soykırım' başlattı. Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarının kısıtlanması ibadetlerine izin verilmemesi gibi yoğun baskılar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldı."


BELÇİKA:
"1.Dünya Savaşı’nın ardından Ruanda’nın yönetimi Belçikalılara verildi. Belçika’nın sömürgesi altındaki Ruanda ve Kongo’da 10 milyondan fazla insan soykırıma uğradı."


İTALYA:
"İtalya’nın, Libya’da 1911’den 1940’lı yıllara kadar uyguladığı imha operasyonları ve çölün ortasına kurduğu toplama kamplarında yüz binlerce Afrikalı Müslüman hayatını kaybetti. İtalya diktatörü Mussolini, Etiyopya'da ve Yugoslavya'da 300 bin insanı katletti."


FRANSA:
"Fransa, 1830 yılında Cezayir’i işgal etti. 132 yıl boyunca Cezayir’i işgal altında tutan Fransa, 1954-1962 yılları arasında 1.5 milyon Cezayirliyi katletti. Fransa, 1.Dünya Savaşı’nda da 900 bin Afrikalının ölümüne sebep oldu."


ALMANYA:
"Almanlar 1933-45 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğu’nu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak hedefiyle diğer milletlerden ve etnik gruplardan 21 milyon insanı topluca kurşuna dizerek, toplama kamplarında, fırınlarda yakarak, gaz odalarında zehirleyerek soykırıma uğrattılar. Gerek Almanya gerekse de Almanların işgal ettiği diğer ülkelerde yaşayan 2 milyon Yahudi sistematik bir biçimde vurularak, asılarak, yakılarak ve zehirlenerek öldürüldü. Almanlar 1891 yılında da hammadde ve işgücü ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Namibya’ya sömürge kurmak amacıyla çıktı. Adanın yerlileri Herero ve Namalar üzerine taarruz eden Alman askerleri yaşlı, kadın, çocuk dinlemeden 117 bin insanı katletti. Yaklaşık 132 bin yerliden geriye 15 bini sağ kalabildi."


DANİMARKA:
"AB ülkelerinden Danimarka, 1945 yılında 250 bin Alman mülteciyi ölüme terk etti. Sovyet Ordusu’nun Alman topraklarına doğru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarka’ya sığındı. Üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alındılar. Binlerce çocuk ve yetişkin tifüs, bağırsak iltihabı ve ishal sonucu yaşamını kaybetti."


İSPANYA:
"İspanya diktatörü Francisco Franco, ülkesinde 30 bin muhalifini öldürttü. İspanyollar Amerikalılarla birlikte milyonlarca Kızılderili’yi katletti."


İNGİLTERE:
"İngiltere, 1788-1938 tarihleri arasında sömürgeleştirmek amacıyla gittiği Avustralya’da yerleşik yerli halk Aborjinleri sistematik olarak yok etti. İngilizlerin aralarına salgın hastalık yaydığı, bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yok etmeye çalıştığı 750 bin Avustralya yerlisinden geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi."


RUSYA:
"Lenin, 1917-1920 yılları arasında 30 bin muhalifini infaz ettirdi. 1944 yılında Rusya, Çeçen, İnguş, Karaçay-Malkarlar ile Kırım Türklerini trenlere bindirerek Sibirya ve Kazakistan’a sürgün etti. Bu sürgünde 500 bini aşkın Müslüman Türk yollarda öldü. Rusya'nın Çeçenistan’a yaptığı saldırılarda da 200 binin üzerinde sivil katledildi."


AMERİKA:
"Amerika, soykırımlara Kızılderilileri katletmekle başladı. Amerikalılar ve İngilizler Almanların savaşı kaybetmelerinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdı. Saldırılarda çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü. Amerika’nın Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları sonucu 135 bin kişi öldü. ABD’nin Vietnam’ı işgali ise 70 bin kişinin ölümüyle sonuçlandı. ABD son olarak Felluce’de 1500 sivili öldürdü. İngiliz Tıp Dergisi Lancet'in yaptığı araştırmaya göre Irak'ta ABD işgali dolayısıyla ölen sivillerin toplam sayısı 655 bine ulaştı."
 
Yerli Halk Kızılderililer, Sömürgecilikle Yok Ediliyorlar
"Beyaz adam" binlerce kilometre öteden gelmiş ve Amerika'yı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı. Yerli halkla birlikte yaşamaya bile tahammül edemeyen bu zorbalar; onu "halk" olarak bile görmüyordu.

Avrupa'dan gelen "beyaz adam" Kuzey Amerika'da boy gösterdiğinde bugünkü ABD'nin bulunduğu topraklar üzerinde yaklaşık 2,5 milyon kadar Kızılderili, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdürüyordu. Kızılderililer istilacı göçmenlere mısır ve tütün yetiştirmeyi öğrettiler. Yine bu istilacılar dağlık arazide hayatta kalmayı da onlardan öğrendiler. Kıtaya gelen İngiliz tüccarlar Kızılderililerin ortaya çıkardıkları zenginlikleri başta kürk vb. satın alarak ya da bu mallara zorla el koyarak kısa sürede zenginleştiler.
 
Kızılderililer sömürgeci Avrupalıların vatanlarını işgal etmesine karşı direniyor, topraklarından ayrılmak istemiyorlardı. Fakat kıtaya yerleşen sömürgeciler kadın- erkek, çoluk- çocuk demeden Kızılderililerin çoğunu katlettiler. Hatta bir Kızılderili tutsağı ya da kafa derisini getiren herkese 40 İngiliz Sterlini verileceği ilan edildi. Bu ödül 100 İngiliz Sterlinine kadar yükseltilirken aynı zamanda kadın ve çocuk kafatası derileri için de ödülün yarısı ödeniyordu.
 
Amerika kıtası, tüm tarih boyunca insanoğlunun yaşadığı en büyük soykırım ve zulümlerden birine sahne oldu. Binlerce kilometre uzaklıktan gelen, okyanusları geçip kıtayı istila eden sömürgeciler, buranın tüm zenginliklerine el koymakla kalmıyor aynı zamanda yerli halkları köleleştirmeye de çalışıyorlar ve vatanını savunan, esaret altına girmek istemeyen yerli halkların direnişini soykırımla durdurmaya çalışıyorlardı.
 
Kısacası yaşanan bu Kızılderili soykırımı ve yüzlerce kabilenin kıtadan silinmesi üzerine bugünkü Amerika'nın temelleri atılmaktaydı. Öte yandan kıtanın asıl sahibi olan yerli halk kıtayı atalarından devralmışlar fakat çocuklarına miras bırakamamışlardı.
 
"Beyaz adam" binlerce kilometre öteden gelmiş ve Amerika'yı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı. Yerli halkla birlikte yaşamaya bile tahammül edemeyen bu zorbalar; onu "halk" olarak bile görmüyordu. "Beyaz adam"ın yerli halka baskısı Forrest Carter'in "Dağlardan Sorun Beni" adlı romanında, şöyle anlatılmaktadır:
 
"Cochise, Yıldızlı Şefle tartışmıştı. 'Hepimiz için yer var. Vadinin daha ilerisinde yaşayabiliriz. Biz de Amerika Birleşik Devletleri'nin yurttaşı olabilir, kendi topraklarımıza sahip olabilir ve sizin yaşayış biçiminize uyarız.'
 
"Yıldızlı Şef, Cochise'e uzun bir süre bakmış ve yanıt vermişti.
 
'Amerika Birleşik Devletleri'nin yurttaşı olamazsanız. Kendi topraklarınız olamaz.'
 
"Cochise, 'Neden?' diye sormuştu.
 
"Yıldızlı şef omuzlarını silkmişti. 'Kızılderililer halk değil. Yasa böyle.'(...)"
 
"Beyaz Adam"lar, Kızılderilileri yok ederken aynı zamanda bu halkın kültür ve uygarlıklarına ilişkin ne varsa bunları da ortadan kaldırmaya çalışmış ve yerine kendi 'soylu' tarihlerini koymuşlardı.
 
Elbette kan ve katliamla sağladılar bunu. Kızılderililerin boyun eğmemesi, direnmesi kabilenin tüm fertlerinin ayırımsız katledilmesi demekti.
 
Geçen zamanla Kızılderili halkın yaşamı gittikçe çekilmez bir hal alıyordu. Toprakları gasp edilmiş, geçim kaynakları olan av hayvanlarının soyu kurutulmuştu. Yaşadıkları toprakların havası, suyu kirletilmiş, ormanları yok edilmişti.
 
Kızılderililer ise yüzyıllar boyu teslim olmamak için sürdürdükleri savaşlardan, hastalıktan, kıtlıktan, soğuktan bir avuç kalmışlardı. Chickahomimyler, Masasostler, Nanticokeler, Potomaclar artık yoktu bu topraklarda. Kalanlar ise bir avuç ve perişandı
 
İşgalci beyaz adam ateşli silahlarıyla, viskisiyle (ateş suyu) her türlü dalaveresiyle onurlu ve özgürlüğe ölümüne bağlı bir halkı yok olma aşamasına getirmişti.
 
Kendilerine yönelik saldırılara karşı Kızılderililerin direnişi de vardı elbette. Hem de ölümüne bir direnişti bu. Kimi zaman umutsuzca, yenileceklerini bilerek direndiler. Öleceklerdi, ama ölümü, boyun eğerek sürdürecek bir yaşama tercih ediyorlardı.
 
 Bu yüzden inanılmaz bir cesaretle gözüpeklikle direndiler. Onurlarına, özgürlüklerine, vatanlarına ölerek sahip çıktılar.
 
Amerika'yı işgal ederek buraya yerleşenler ise acımasızdı, katliamcıydı, sömürücüydü. Kendi iğrenç çıkarları için Kızılderililere her şeyi reva gördüler. Egemenliklerini akıttıkları kan ve katlettikleri Kızılderililer üzerine kurdular.
 
Amerika'nın katliamlar tarihinde en acımasız örneklerden biri de Yaralı Diz katliamıdır. Bu katliamın öncesinde Liouw Kızılderili kabilesinin şefi Oturan Boğa katledilir.
 
Ardından bir başka Kızılderili kafilesi yolda çevrilerek silahlarını teslim etmeleri istenir. Silahları alınmış olmasına rağmen patlayan bir silah sesiyle katliam başlatılır. Katliamda üçyüze yakın genç-yaşlı, çocuk, kadın, erkek Kızılderili katledilir.
 
Bu katliamı yaşayanlardan biri, Gelincik Louise yaşadıklarını şöyle anlatıyordu;
 
"Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı."
 
Yaşanan vahşet ve soykırım Kızılderilileri bitme noktasına getirmişti. Bu vahşetin nerelere kadar uzanacağını ise yaşadıkları ve sezgileri ile hisseden Kızılderili reisinin sözleri adeta bugünün habercisidir:
 
"(...) Beyaz adam, anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki; toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir." (Kızılderililer adına Reis Seattle tarafından ABD Başkanına hitaben 1854'te yazılmış bir mektuptan.)
 
ABD Katliamları
250 yıllık tarihi yüzkarası olaylarla dolu olan (ABD'nin) Amerika’nın rezillikleri saymakla bitmez.
Kızılderilileri soykırımla yok ettiler.
Meksika’nın topraklarını gasp ettiler.
İç savaşta birbirlerini yediler.
1945 yılında Japonya’ya iki atom bombası atarak yüz binlerce masum sivili öldürüp dünya tarihinin en büyük vahşetini yaptılar.
Vietnam’ı kana buladılar.
Afrika’da birçok ülkeye baskınlar yapıp asker-sivil demeden herkesi katlettiler.
Şimdi, haksız yere işgal ettikleri Afganistan ve Irak’ta cellâtlık yapmakla meşguller!

ABD dünya Polisi olarak kendini gösteriyor ve halen ABD'ye destek verenler var. Sizce neden ABD'ye karşı ne Avrupa'dan ne de kendi ülkemizden doğru dürüst tepki gelmiyor. İran’ı Terörist ilan eden ABD'nin son 50 yıllık siciline bakalım isterseniz.

ABD sicili için bazı gerçekler... Ve sonra, bazı "diğer" gerçekler.
ABD'nin 6 Ağustos 1945 tarihinde Hiroşima'ya attığı atom bombası 140 binden fazla kişinin hemen veya birkaç ay içinde ölümüne yol açmıştı.
ABD, Hiroşima'dan üç gün sonra 9 Ağustos 1945'te de Nagazaki'ye bomba atmış, burada da 80 bin kişiyi katletmişti.

1950... Milliyetçilik programı izleyen Arbenz, Guatemala Başkanı seçildi. Arbenz, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük miktarda kişisel yatırım yapmış oldukları United Fruit Company’yi millileştirmişti. Bunun üzerine CIA, Nikaragua diktatörü Somoza’nın desteği ile Arbenz’i devirtti. Yerine Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas’ı geçirdi. 200 bin sivil Guatemalalı öldürüldü.
Amerikan şirketlerinin millileştirilmesine son verildi.
1953... ABD, Moskova yanlısı İran Başbakanı Musaddık’ı darbeyle devirdi.
Yerine Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Böylece Şah, ABD’yi de arkasına alarak, İran’ın tek yetkilisi oldu. 1 yıl sonra İran topraklarındaki petroller için İngiliz, Fransız ve Amerikan şirketleriyle anlaşma yaparak ABD’ye borcunu ödedi.

1963... Güney Vietnam Başkanı Diem öldürüldü. ABD’nin, Vietnam Savaşı boyunca 4 milyon sivil hayatını kaybetti.

Hatırlanacağı gibi, Vietnam Savaşı sırasında vuku bulan My Lai katliamında, Mart 1968’de, Amerikan askerleri, My Lai Köyü’nde, çoğu kadın ve çocuk 400’den fazla silahsız Vietnamlı sivili, her türlü işkence ve tecavüzden sonra katletmişler, hatta cesetleri bile parçalamışlardı

1973... CIA’ nın yer aldığı bir darbe ile sol eğilimli Cumhurbaşkanı Salvador Allende öldürüldü. Yerine General Pinochet getirildi. Diktatör Pinochet döneminde 5 bin Şilili sivil hayatını kaybetti.

1977... ABD, El Salvador’daki askeri yönetime destek verdi. 70 bin Salvadorlu ve 4 Amerikalı rahibe öldürüldü.

1980... CIA, Afganistan’ı işgal eden Sovyet güçlerine karşı savaşmaları için Usame bin Ladin ve örgütünü eğitti. 3 milyar dolar yardım etti.

1981... Başkan Reagan yönetimi, Nikaragua "contra"larını eğitti... 30 bin sivil Nikaragualı öldürüldü.

1982... Amerika, İran - Irak Savaşı’nda Saddam Hüseyin’i destekledi. Ona, milyarlarca dolarlık destek verdi.
 
O yıllarda Reagan, şimdiki ABD Milli Savunma Başkanı ve savaş isteyen şahinlerin öncüsü olan Donald Rumsfeld’i özel temsilcisi olarak Irak’a gönderdi. Rumsfeld, Saddam ile görüştü. Reagan’ın mektubunu sundu.

Reagan yönetimi, resmi açıklamalarında Irak’ın zehirli gazlar kullanmasını kınıyordu.
Ancak, 1994 Senato raporuna göre, 1985 - 1989 arası ABD, lisanslı biyolojik ve kimyasal maddeleri Irak’a göndermişti. Bunlar, İran’a ve Kürtlere karşı kullanılmıştı.
1989... CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışınca, ülkesi ABD tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü.

1991... ABD, Kuveyt’in işgali üzerine Irak’a girdi. 6 haftada 85 bin ton bomba atıldı. Ürdün Kızılay’ına göre savaşta 113 bin sivil Iraklı öldü.

1991’den 1998’e kadar ise, kötü beslenme ve hastalık nedeniyle yarısından fazlası çocuk olmak üzere 1 milyonun üzerinden Iraklı hayatını kaybetti.

Bunu takiben ABD, Saddam paniği yaşayan Arap yarımadasına, 100 milyon dolarlık silah ve uçak sattı.
 
1998... ABD, Sudan’da bir silah fabrikasını bombaladığını açıkladı. Ancak sonra fabrikanın sadece aspirin ürettiği ortaya çıktı.
 
2000’ler... CIA tarafından eğitilen, örgütlenen ve beslenen Usame bin Ladin, İkiz Kuleler’i vurdu. 3 bin Amerikalı öldü!
 
'Kanla Sulanmış Beş Yıl: Önce Bağdat Cinayeti sonra Şam Baharı
Amerika’nın Irak işgali beşinci yılını tamamladı. Gelin bir İngiliz gazetecisi Bianca Gagger’ın gözü ile bu beş yıla bakalım.

“Irak’ta bir milyon insan öldü. Tıpkı Rwanda’daki gibi.
3948 Amerikalı öldü. Otuz bin Amerikalı yaralandı.
Dört Milyon kişi göç etti. Bunun iki milyonu ülke dışına çıktı. İki milyonu ülke içinde muhacir oldu.
Ağır insan hakları ihlali oldu.
Petrolün varili 110 dolar oldu.
Dünya politikalarında Amerika tehlikeli bir kulvara girdi.

İngiltere Parlamentosunda Blair’in Amerika’nın yanlış politikalarına alet olduğu konusundaki önerge kabul edildi. Amerika’nın “kirli taktiklerini” terör ile savaş diye kabul ettik. Irak’ta güvenliği sağlayamadık. Irak’ta yeniden yapılanmayı sağlayamadık. Güvenli bir Irak artık yok.
 
 Yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın %90′nı Saddam yönetiminin daha iyi olduğunu ifade etti. Denildi.

İngiliz Başbakanı Brown Amerika’nın Irak’taki varlığını gizlemeye çalışıyor. Bu iddialar yaygın.
Kuvvetlerimizi (İngiliz) bölgeden derhal çekmeliyiz. Bu savaşın bölgede daha büyük dengesizliklere (destabilizasyona) sebep olacağı aşikâr.
Demokrasi silahın ucundaki bir şey değil.”

Yukarıda tercümesini yapmaya çalıştıklarım, emperyalist bir ülkenin gazetecisinin düşünceleridir. Bizim tarafımızdan bakıldığında bu kadar masum görünmemektedir. Biz Irak’ı emperyalizmin kan havuzu gibi kullandığını başından beri biliyoruz. Ruh sağlığı bozuk Batılı katillerin bu kan havuzunda elde ettikleri petrolün şerefine kaldırdıkları kadehi görüyor ve biliyoruz.

Bu aşağılık katillerin yönetimindeki 14. Haçlı Saldırısı da elbette bertaraf edilecekti.

Şam Baharı ve Kanatları Kırılan Amerika

Amerika BOP’ un gereği olarak veya başka bir deyişle yeni paylaşım savaşının gereği olarak Şam’da uygulamalar yapıyor.

Irak’ta aldığı dersten çekinen Amerika Suriye’ye silahlı müdahalenin uygun olamayacağını düşünmüş olmalı ki, bu kez silaha başvurmamış. İşi ucuzdan halletmek istemiş.
 
 Şam’da bir bahar elde etmek için Esad’a karşı olup Amerika’ya yakın olanlardan CIA Marifeti ile bir cunta kurmuş. 163 kişiden oluşan demokrasi havarilerimiz Esad’ı Amerika adına düşürmek üzere kendilerini görevli saymış. Aralarında Dr. Ahmet Thamo, Yasser el- Aiti, Jabar el-Shufi gibi devletin üst kademelerinde görevli bürokrat ve tüccarlar da var. (Robert Fisk)

4 Ocak tarihinde cunta tespit ediliyor. Tutuklanıyor. Tutuklananlar işkence sonunda konuşuyorlar. Amerika ile olan bağlantıları ortaya çıkıyor. Amerika bunu inkâr ediyor ama Kanada Dışişleri Bakanı Maxim Brinen işi bozuyor. 163 tutuklu arasında Kanada’lı ajanlar da varmış. Kanada adamlarını kurtarmak için devreye girince işler ortaya saçılmış.

Amerika bu türlü cunta işlerinden vazgeçti sananlara ithaf olunur.
En Büyük Toplu İdam: Kore'deki ABD ve NATO Katliamları

Gizli dosyalar 58 yıl sonra açığa çıktı. Katliam gibi toplu idamın fotoğrafları vahşeti ortaya koydu.

Amerikan Ulusal Arşivi'nde bulunan bu korkunç fotoğraflar Amerikan Ordusu tarafından ilk kez 5 Mayıs günü yayınlandı. 58 yıl boyunca gizli tutulan vahşet, tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Fotoğraflar, 1950 yılının Temmuz ayında Güney Kore'de çekilmiş. Güney Koreli siyasi mahkûmların, Güney Kore ordusu tarafından topluca idamları işte böyle kayıtlara geçmiş.

http://www.transanatolie.com/Turkce/Turkiye/ABD%20Gercekleri/kore_katliamlari.htm

Bugüne kadar kamuoyuna açıklanmayan bu görüntüler, insanların kanını dondurdu. Önce mezarlarını kendi elleriyle kazmaya zorlanan mahkûmlar, daha sonra toplu mezarın içine itildi. Direnenler zorla atıldı. Sonra üzerlerine kurşun yağdırıldı. Cansız bedenler doğruca mezarın içinde olduğundan, askerler onları gömmek için bile zahmet etmedi. Sadece üstlerine toprak atıldı.

Olayı araştıran tarihçiler, Temmuz 1950'de, Güney Kore'nin Daejeon kenti yakınında gerçekleştirilen toplu idamlar sırasında 7 bin siyasi mahkûmun öldürüldüğünü belirtiyor. Daejeon toplu idamı, şimdiye kadar ortaya çıkmış, tarihin en büyük toplu idamı olduğu tahmin ediliyor.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

İSLAM'İ İNSAN HAKLARI SAVAŞÇILARI